Ailede duygusal gerilim yükseldiğinde çoğumuz sorunun kaynağını karşı tarafta ararız. İnatçı olan, anlamayan, değişmesi gereken hep “o”dur. Oysa her çatışmada bizim de bir payımız vardır ve bunu fark etmek, değişim için atılan ilk adımdır.
Bu videoda Uzman Aile Danışmanı Elif Fırat, ilişkilerde tekrar eden kavgaların ardındaki görünmeyen etkileşime dikkat çekiyor. Değişimin, karşı taraf değiştiğinde değil; bizim olay içindeki rolümüzü fark ettiğimizde başladığını hatırlatıyor. Gerçek anlaşılma ve bağ, tam da bu farkındalıkla mümkün olur.
İlişkilerde kadınlar ve erkekler çoğu zaman birbirinden benzer konularda şikâyet eder. Kadınlar, duyguların paylaşılmadığını ve iletişimin zayıfladığını hissederken; erkekler, tepkilerin abartılı olduğunu ve konuların uzatıldığını düşünebilir.
Bu videoda Uzman Aile Danışmanı Elif Fırat, ilişkinin başında bizi birbirimize çeken özelliklerin zamanla nasıl birer sorun gibi algılanmaya başladığını ele alıyor. Sorunun duygulu ya da mantıklı olmakta değil, duyguların ilişki içinde tek bir kişinin omuzlarına yüklenmesinde yattığına dikkat çekiyor.
İlişkide dengenin yeniden kurulabilmesi için, duyguların birlikte taşınmasının neden önemli olduğunu hatırlatan bu video; kadın–erkek ilişkilerine farklı bir yerden bakmak isteyenler için güçlü bir farkındalık sunuyor.
Aile içinde yaşanan çatışmaların gerçek nedeni her zaman ilk bakışta görünen şey olmayabilir. Çoğu zaman öfke, eleştiri ya da suçlamaların altında fark edilmemiş başka duygular vardır.
Bu videoda Uzman Aile Danışmanı Elif Fırat, iki yetişkin arasındaki gerilime üçüncü bir kişinin dahil edilmesiyle oluşan duygusal döngüye dikkat çekiyor. Sorunları doğrudan çözmek yerine, gerilimi yönetmeye çalıştığımızda nelerin gözden kaçabildiğini anlatıyor.
Gerçek çözümün, başkalarını araya koymadan kendi duygularımızı fark etmekle başladığını hatırlatan bu videoda, aile içi ilişkilerde sıkça yaşanan ama çoğu zaman adı konulmayan bir duruma yakından bakılıyor.
Yoksa “şanslı” insanların farkında olmadan yaptığı bazı şeyler mi var?
Bir araştırmada, kendini şanslı görenlerin gizli bir mesajı çok daha hızlı fark ettiği, şanssız olduğunu düşünenlerin ise aynı mesajı gözden kaçırdığı görülmüş.
Sonuç şaşırtıcı:
Şans ile farkındalık arasında güçlü bir bağ var. Şanslı insanların 4 ortak özelliği ise şöyle:
• Yeni deneyimlere açık olmak
• Olayların güzel tarafını görebilmek
• Çabuk pes etmemek
• Sezgilerine güvenmek
Aslında akıl sadece mantık değil; duygularını yönetebilme becerisi. Ve bu beceri, hem başarıyı hem mutluluğu artırıyor. 🌿
Sen kendini hangi tarafta görüyorsun? Şanslı mı, yoksa sadece farkındalığını mı artırman gerekiyor?
Eleştiri ile yakınma çoğu zaman karıştırılır… ama aralarında dünyalar kadar fark vardır.
Yakınma, belirli bir davranışa dair duyulan rahatsızlıktır. Eleştiri ise genellenir, kişiliğe, karaktere ve hatta aileye kadar uzanan yıkıcı bir saldırıya dönüşebilir.
Eleştiri şu mesajı verir: “Ben iyiyim, sen değilsin.”
Bu tavır hem ilişkileri zedeler hem de karşımızdakinin sakin kalmasını neredeyse imkânsız hâle getirir.
Yakınmak doğaldır; eleştiri ise yaralar. Farkı bilmek ilişkileri korur.
Umut ve iyimserlik içimde canlı mı? 1 yıl, 5 yıl, 10 yıl sonra kendimi nerede görüyorum? Eğer gücümüzü ve enerjimizi bu dört alanda dengeli kullanabiliyorsak, gerçekten hayatımız dengededir.